ABD’de sosyal medya platformlarının gençler üzerindeki etkilerine odaklanan davada, Instagram’ın temel güvenlik araçlarını neden gecikmeli olarak kullanıma sunduğu sorusu gündeme taşındı. Federal mahkemede görülen davada savcılar, Meta’nın genç kullanıcıları korumaya yönelik bazı önlemleri uzun yıllar boyunca devreye almamasını mercek altına aldı. Özellikle Instagram DM bölümünde gönderilen müstehcen içeriklere karşı geliştirilen otomatik bulanıklaştırma özelliğinin 2024 yılına kadar hayata geçirilmemiş olması dikkat çekti. Oysa şirketin bu tür içeriklerin gençler açısından risk oluşturduğunu yaklaşık altı yıl öncesinden bildiği iddia ediliyor.
Nisan 2024’te kullanıma sunulan özellik, Instagram DM’lerinde gönderilen açık saçık görselleri otomatik olarak bulanıklaştırıyor ve kullanıcıya içeriği görüntüleyip görüntülememe seçeneği tanıyor. Buna rağmen mahkeme dosyalarına giren yeni bir ifade, Meta yöneticilerinin bu risklerin farkında olduğuna daha erken tarihlerde işaret ediyor. Federal davada kamuoyuna açılan bir ifadede, Instagram Başkanı Adam Mosseri’ye 2018 yılına ait bir e-posta zinciri soruldu. Söz konusu yazışmada Mosseri, Instagram mesajları üzerinden “korkunç” olayların yaşanabileceğine değiniyor. Davacı avukatının bu kapsamda istenmeyen cinsel içerikli fotoğrafları örnek göstermesi üzerine Mosseri’nin bu olasılığı kabul ettiği belirtiliyor.
Bununla birlikte Mosseri, şirketin mesajlaşma sisteminin çocuk istismarı materyallerinin (CSAM) kaldırılması dışında aktif olarak izlenmediği yönündeki eleştirilere karşı çıktı. Mesajlaşma uygulamalarının doğası gereği riskler barındırdığını ifade eden Mosseri, gizlilik ile güvenlik arasında denge kurmaya çalıştıklarını dile getirdi. Buna rağmen savcılar, Meta’nın ebeveynleri potansiyel riskler konusunda daha açık biçimde bilgilendirmesi gerektiğini savunuyor.
Genç Instagram kullanıcıları arasında istenmeyen içerik oranı dikkat çekiyor
Mahkeme belgelerinde paylaşılan anket verileri, platformdaki zararlı içeriklerin boyutuna dair yeni bilgiler sunuyor. Buna göre 13-15 yaş aralığındaki kullanıcıların yüzde 19,2’si Instagram’da görmek istemedikleri halde çıplaklık ya da cinsel içerikli görsellerle karşılaştığını belirtiyor. Bunun yanında aynı yaş grubunun yüzde 8,4’ü, uygulamayı kullandıkları son yedi gün içinde bir kişinin kendine zarar verdiğine ya da zarar verme tehdidinde bulunduğuna tanık olduğunu ifade ediyor. Bu oranlar, gençlerin dijital ortamda karşılaştığı risklerin yalnızca teorik olmadığını ortaya koyuyor.
Dava sürecinde yalnızca çıplaklık filtresinin gecikmesi değil, şirket içi yazışmalar da gündeme geldi. Örneğin 2017 tarihli bir stajyer e-postasında, “bağımlı” Facebook kullanıcılarının tespit edilerek onlara nasıl yardımcı olunabileceğinin araştırılmak istendiği belirtiliyor. Bu tür belgeler, sosyal medya şirketlerinin kullanıcı davranışlarına dair farkındalığının geçmişe dayandığını gösteriyor. Fakat davacı taraf, şirketlerin kullanıcı etkileşimini artırma hedefi ile gençlerin güvenliği arasında yeterli önceliklendirme yapılmadığını öne sürüyor.
Meta sözcüsü Liza Crenshaw ise şirketin yıllardır ebeveynler, uzmanlar ve kolluk kuvvetleriyle çalıştığını, genç hesaplara yerleşik korumalar eklendiğini ve ebeveyn kontrol araçlarının geliştirildiğini vurguluyor. Bunun yanı sıra şirket, gençlere yönelik “Teen Accounts” gibi daha sıkı gizlilik ayarları içeren hesap türlerini devreye almış durumda. Yine de açılan davalar, alınan önlemlerin zamanlamasını ve yeterliliğini sorgulamaya devam ediyor.
Söz konusu dava, Kaliforniya Kuzey Bölgesi ABD Bölge Mahkemesi’nde görülüyor ve Meta’nın yanı sıra Snap, TikTok ve YouTube gibi platformları da kapsayan benzer hukuki süreçlerle paralellik taşıyor. Davacılar, sosyal medya uygulamalarının ekran süresini maksimize edecek şekilde tasarlandığını ve bunun gençlerde bağımlılık benzeri davranışları teşvik ettiğini iddia ediyor. Öte yandan ABD’nin farklı eyaletlerinde ve bazı ülkelerde gençlerin sosyal medya kullanımına sınırlamalar getiren yeni düzenlemeler yürürlüğe giriyor.







